Gel Can Rasul!
“Miracdan iner gibi gel” demişti şair
Biz “Hira’dan iner gibi gel” diyoruz
Vahyin mesajını en berrak haliyle getir bize, ta ki cahiliye ayrıntıları temizlensin aramızdan
Okut bize yeniden, evreni ve insanı

Gel Can Rasul!
Daraldı yüreğimiz Ambargolar, küresel organizasyonlar, enformatik manipülasyonlar sıkıyor ruhumuzu Dostlar gül değil zehirli taşlar atıyor ve biz anlamakta zorlanıyoruz hasedizmin küflü dünyasını

Deliler ırmağının aktığı şehirde kirlenmiş sulardan içmeden yaşamak ya da tekebbürün yaldızlı ilim ve yardım sözcüklerinin arkasında palazlandığı, kendini müstağni gördüğü bir dünyada gariplerden olmanın derin hazzını yaşamak…
Ve tüm değerlerimizle birlikte savruluşumuzun trajedisi…
İşgal işgal savrulan zihnimizin zalimi değil mazlumu sorgulama moduna ayarlanması…

İşte böyle bir dünyada, bir taraftan Eylüllerin sarartıcı rüzgârını çağırırken, öte taraftan yalancı bahar gözlükleriyle dünyayı tasvir etme küstahlığında bulunanların arasında yaşıyoruz Biz nisanları çağırdıkça düşünce anaforları oluşturan, fitne fırtınaları ile özlemleri bile hapseden, ulufesinin kaynağı belirsiz din yorumcularının öfkesine muhatap oluyoruz
Ama seni tanıyoruz ve bu yüzden rahmet bekliyor, rahmet umuyoruz İçtenlike, coşkuyla koşuyoruz Nisan’lara Baharların dinçliğini, berraklığını, bereketini arıyoruz Yüreğimiz tutuşuyor bir salâvatla “Yalnız anam babam değil, ben de sana feda olayım ya Resulullah” sözünü söyleyebilecek bir coşkun imana açıyoruz gönlümüzü

Umutlar büyütüyor, umutlar besliyoruz Seni anlamaya seni anlatmaya çalıştıkça, “Esatirun evvelin”leri modern formatlarda hayatımıza yerleştirmeye çalışanlara canla başla direniyoruz Zindanlarla, ambargolarla sesimizi kısmak isteyenlere karşı İbrahimce bir tevekkülle “Allahu ekber” diyoruz Büyük olan Allah’tır ve şerefli kâtipler her şeyi kaydediyor

Hicretlerin kaçış olmadığını bize öğrettiğin günden beri tevhidin mesajını taşımak için çaba harcayan çizginin takipçisi olduk Bin yıl önce şöyle haykırıyordu biri: “Düşmanlarım bana ne yapabilirler ki… Zindana atılmam halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem Şehadettir Değil mi ki göğsümde Allah’ın kitabı, Resulullah’ın sünnetini taşıyorum”
Biz de Allah’ın kitabı, Resulullah’ın sünnetini taşımak ve taşıtmak için aynı süreçleri yaşıyoruz Zindan, Şehadet, hicret… Ve biz de ses verdik bin yıl önceki sese: “Hicret, başeğmezlerin güç yetiremeyince teslim olmayışlarıdır”

Daraltıyorlar yüreğimizi Umutla aramıza demir parmaklıklar, keskin uçurumlar koysalar da Nisan’lara ulaşmaya gayret ediyoruz
Medine uzak mı uzak Kışlar bitmek bilmiyor
Yetmiyor gayretimiz bir yeni Medine inşa etmeye
Ama yine de yollardayız
Seni biliyor, seni seviyoruz
Yoluna canlar verdik, vermeye devam ediyoruz
Hicretlerin fetihler doğurduğunu siretinden öğrendik

Ey Can Resul
Nisanlarda seni bulacağımızı biliyoruz
Üzerimize rahmet rahmet yağacağını, ufkumuzu modern cahiliyenin artıklarından temizleyeceğini biliyoruz
Sen rahmet ve savaş peygamberisin, biliyoruz
Çünkü biz sana ön yargılarla değil tam bir teslimiyetle geliyoruz Âlemlere rahmet olduğunu biliyor ve o yüzden sana koşuyoruz Ümmet için çarpan yüreğinden, mazlumlara şefkatinden, zalimlere öfkenden haberdarız Sadece seni tanımak, seni tanıtmak için değil senin kutlu sesini dinleyerek erimek, arınmak ve yeniden insan olmak istiyoruz
Şehirlerimiz sahici insanlarla dolsun istiyoruz, müsveddelerle değil

Ey can resul!
Zamanı Nisanlarla dolduruyoruz, gel!
Rahmet intizarında secde yerlerini gözyaşları ile ıslatan eşler ve anneler için gel!
Boynu bükük, kalbi kırık, gülüşlerinin arasına hıçkırıklar gizleyen çocuklar için gel!
Adını çıkarları için anarken seni gördüğünde sırtını dönecek olanlar için de, gelişinle geçim kaynağı kesildiği için sana kızacaklar için de gel! Onları da rahmet iklimine çekmek için gel!

Ey can resul!
Bir nisan yağmuru gibi bereketlerle, sevgilerle gel!
Cisminle gelemezsen de…
İçimizi aydınlatan sözlerinle, çağlara ışık tutan eylemlerinle gel!
Kurak dünyamız seninle bereket bulsun
Salat ve selam olsun sana!