LEYLA İLE MECNUN ŞİİRLERİNDEN BÖLÜMLER / Sezai Karakoç



...Leyla leylaktan yaratılmış
Üstünden rüzgar geçse
Leylakın rengi değişmez ki
Leyla gecelerin demirinden
Kılıçlarınız ona işlemez ki
Her gün doğan güneş onun izinde sanki
Bin yıl doğsa yine ona yetişemez ki
Atlarınızın kulağında onun sesi
Onun aydınlığında varolan perilerin sesi
Hep Leylaya doğru giderler ama
Leylaya bir türlü varamazlar ki
Leyla dağların işareti kerameti
Çöller ovalar dağların tepelerine ulaşamaz ki
Leyla nerede sanki
Her gece çadırımızın tam ortasında belki
Siz onu sonsuz ufuklarda aramakla bulamazsınız ki...

SEZAİ KARAKOÇ





ADAK IŞIĞI

Sıcak yaz göklerinde
Önde uzanan ovada
Birden bir ışık sağdan
Bir ışık soldan çıkar
Ve bunlar
Şimşek hızıyla birbirlerine ulaşırlar
Bunu halk adak için uğur sayar
Derler, Leyla ile Mecnun buluştular
Bu göz açıp kapama anında
Ne varsa dile muradında
Mutlak yerine gelir arzun
Yerde kavuşmayanlar gökte kavuşurlar
Ve bir uğurlu anda
Kavuşmak isteyenleri kavuştururlar

SEZAİ KARAKOÇ





Altın altına gider, bakır bakıra doğru
İpek altınla beraberdir
Kürk dilberlerin boynunda
Dua cennet ülkesine ait
Beddua lanetlenmişler için
Leylaya karşı akıldan geçen her kara düşünce
Cehennemin mimarı olur bizler için
Cehennem bizim için lanetlenmişler için
Kendi elimizle kendimiz
Cehenneme çevirdik içimizi
Sizi bilmem
Ama cehennemimden memnunum ben
Belki ateş dökülen pencerelerimden
Bir kurtuluş işareti alırım
Leylanın ülkesinden
Yansın ellerim kollarım ayaklarım
Belki böylece
Bir kanada kavuşurum beni Leylaya götürecek
Gözlerimin küle çevrilmesinden
Görünmeyen bir dünyanın sağlığına kavuşurum da
Gökten yerden
Gün ve ay gibi
Alınyazımıza yol gösteren
Tanrı nimeti yıldızlar gibi
Bana gelir Leyla
Leylanın gözleri

SEZAİ KARAKOÇ





KARABASAN

Görüntü görüntüyü, ses sesi yer
Aşk dedikleri işte böyle bir yer
Herkes gibi olmak, olmayacak bir şey
Herkes gibi olmak, olmamak gibi bir şey
Leylayı aklından çıkarmayı her isteyişte
Suçtan ve günahtan beter ve öte
Bir boşluğa yuvarlanıyordu Mecnun
Sanki ayda donuyor güneşte yanıyordu Mecnun
Gece kristal bir bıçak gibi
Uçmaya hazır ruh güvercinini
Ta boğazından yaralayarak
Boynunu kızıl bir gerdanlıkla sarmalayarak
Gündüzün azabına terk ediyordu nöbeti
Ve mızraklı zırhlı gün ışığının iskeleti
Her çiğ damlasından kılıç salardı
Her kırağı tozunda kalkanı vardı
Gün yaraya çekilen bir yakı
Gece cehenneme dikilen bir zafer takı
Ruhun özeleştirisinden tüten zebanilerin
Heykel heykel utançtan yontulmuş cinnilerin
Başa üşüşmesi gece ve gündüz
Ah, ruhun ölümü başlıyor dümdüz
Ah, ölen ölene içimizde ve dışımızda
Görülmemiş bir baskın duyulmamış bir yağma
Düşünüyordu Mecnun nasıl bir kervanım ben
Arıları cennet ufkunda kaybolmuş bir kovanım ben

SEZAİ KARAKOÇ




MECNUN YENİDEN ÇÖLDE

Bir gün Mecnun açtı gözlerini
Uçsuz bucaksız çölde buldu kendini
Günlerce bilmemişti nereye gittiğini
Ne yaptığını ve ne yediğini
Büyük şokun etkisi altında
Ölü gibi dolaşmıştı şurda burda
Demek onu yine çöl çekmişti
Gel öz yurduna dön demişti
Bir maddenin kendi cinsinden bir maddeyi
Çekmesi gibi
Hükmetmişti kaderine
Yine
Bir mıknatıs ilişkisi
Sanki sonsuzluğa ve aşka
Dönen bir ibreydi o
Çöl meczubu bir mecnundu o
Sıyrılmıştı bir kez daha
Bağlardan kayıtlardan akitlerden
Vücut sıkan ruh bunaltan iplerden
Özgürdü çöl rüzgarları kadar özgür
Ve gençti hiç kimsenin olamayacağı kadar
Kar gibi eriyordu bütün acılar
Gençlik sıcaklığının önünde
İçinde ateşten yanan bir yara
Dıştan herkesten sakin görünebilmede
İçinde yaşayan engel olamazdı dışta yaşayana
Bir gençlikteydi ki bedeldi bir kaç insana
Her biri ayrı yetenekte ve yetide bir çok insan
Mecnunda bir araya geliyordu meydan meydan
Her yere koşup gidebilirdi artık
Her bir yerde bir başka olabilirdi

SEZAİ KARAKOÇ





Çöl,
Muhtaç olduğu güneş, ruh bodrumunun
Her soru dağının cevap düzlüğü
Her zindan kaçağının saray düşü
Bağır bağırabildiğin kadar
Sesin kayıp gidecektir
Güneşin battığı yere erecektir
Bir levhadır çivi yazısından hiyerogliflerden
Geçmişi ve geleceği, bilinmeyen
Bir vakte tercüme eden
Çöl parlar çöl solar çöl kızarır
Yazı ve baharı göğe saçan
Uçsuz bucaksız bir sonbahardır
Yere vurmuş bir ayna
Devrilmiş bir perde
Gerilmiş bir ip
Ezilmiş bir kemer
Kurumuş bir sarnıç
Alev almaya hazır kibrit
Kapanan ufka son kıvılcım
Ayınlerin suların ve ağaçların
Falların uğurların adakların ötesinde
Sarı bir ayazma
Havagazı ve lamba
Ölümün tasviri gibi
Kımıldanan dupduru bir suda
Ne engin bir şahittir o
Zaman denen
Şimşeğinde bulutunda
Leylak testisi Leylanın
Sümbül bir özeniş
Hurmada göğeren saçına
Ve yıldırımlar Mecnunun kalbi gibi
Tik-tak canlandırırlar bir saati
O onulmaz saati
Ateş ve fırtınanın
Bir değirmen gibi öğüttüğü
Ağıt buğdaylarının
Ördüğü acı gergefin sesi
Bir kanattır çöl bir kartalca açılmış
Taşımak için kaderin son destanını
Sabah çiğleri gibi toplamak için
Çılgınca acımasız bir deneye batmış
Şairlerin kanını
Çöl bir avcıdır
Şair yüreğiyle beslenen
Gözbebeklerini
Yüzüğüne taş gibi takan
Ciğerlerini
Açıp yaprak yaprak
Günlüğünü tutan
Kaburga kemiklerini ok gibi fırlatan
Karanlık aşk levhasına
Ve şair Hızıra arkadaş
Ab-i hayat yolculuğuna çıkan
Dilinde kırık dökük heceler...

SEZAİ KARAKOÇ






Bin dönem geçti sofra aşk ve ölüm özeti
Evrim gelişim devrim gerçekte ne değişti
Savaş ve barış hep aşan takati
Bir zaman iğnesi kurcalayan saati
Bir toz zerresi
Durdurur zembereği
Ufacık bir taş kırar dişi en nefis bir yemekte
Ve toplar asırlık sofrayı kara bir haber birdenbire
En güneşli günde ayrılır yollar
Aşk çiceğini olgunlaşmadan yiyen bin kurt var

Her kapıyı ölüm kapar ölüm açar

Olmasa basubadelmevt bereketi
Umutlanacak ne var

Basubadelmevt nimeti yanlız
Bozulmaz kilit erimez anahtar

Demir paslanır elmas küf tutar
Her kabaran şıra kef bağlar
Yeşil dağlar sararır gün solar

İnsan için ne aptallık büyüklenmek illeti
En son çıkar gelir alçakgönüllülük nöbeti

En güçlü sofra devrilir bir rüzgarla
En ömürlü çicek göçer sonbaharla
Ve ölüm kapısı hep asılı keskin kılıç başuçlarında
Ve kapanır açılır ulu bir perde her yüzyılda

Güneşin çekildiği yerlere gece iner
Ve gecenin yıllandığı yerlerde su seslenir
Altın sarayların hayali sütunları
Gün batımında harabelerde titrer


SEZAİ KARAKOÇ


Şairlerden şiirler