Neymiş efendim, “Beden kadınınmış, başbakan karışamazmış!”

“Hadi oradan!” diyeceksin ama değmez. Adamlar sanki İblis’in avukatı! Kur’an neyi insana tavsiye ediyorsa ona ‘muhalif’ler, neyden de insanı sakındırıyorsa ona ‘taraf’lar!

….

* * *

Kürtaj elbette, ihtiyaç duyulduğunda başvurulabilecek “cerrahi” bir operasyon. İnsan hayatı her şeyden daha önemli zira! Eğer doğumda risk varsa veya gebelik, annenin sağlığını ciddi manada tehdit ediyorsa kürtaj elbette haktır ve yapılabilir.

Bunun dışındaki her türlü kürtaj, trajik bir cinayettir.

Hiçbir kadın esasında rahmine düşen çocuktan ikrah etmez. Ediyorsa muhakkak bir problem vardır. Ya yanlış/yasak bir ilişkinin eseridir o, ya artık sevilmeyen bir eşin çocuğudur, ya rızasız oluşmuş bir meyvedir ki kadın ondan kurtulmak ister.

Peki, bir kadın, bu sebeplerle bile olsa bir insanı öldürme hakkına sahip olmalı mı? Buna kim “evet” diyebilir? Madem “evet” diyemiyoruz, o zaman “beden kadının, karar erkeğin” demek kirli niyetlere kapı aralamaktan başka işe yaramaz.

Kur’an, herhangi bir rahme istenmeyen bir tohumun düşmemesi için tüm tedbirleri almıştır. Çünkü cenin safhasında da olsa insan canı ve kanı, bu evrenin korunası en başta kutsallarının başında gelir, hatta ilkidir. İslam, kadını, kendi yavrusunun katili olmaması için, ısrarla yasak ilişkiden uzak tutmaya çalışmış; onu sonunda ikrah edeceği bir yavruyu doğurmaktan muhafaza etmiştir.

Çünkü kadının rahmi, Rahman’ın atölyesidir; kadının mülkü değil. Kadının orada hiçbir tasarrufu da yok. Eğer tasarrufu olsaydı, yeryüzünde doğuramamış hiçbir kadın kalmaz, herkes istediği miktar ve şekilde çocuk sahibi olurdu.

Ama olamıyor. Olamayacak da.

Çünkü rahimde neyin karar kılacağına ancak Cenâb-ı Rabbü’l-Âlemîn karar verir. Sen ise, en fazla ona zarar vererek akıbetini berbat edebilirsin.

Rahim o kadar Rahmanidir ki Allah onu kendi sıfatıyla andı. Ve onu, insanlar arasındaki sorumluluğun ve bağlayıcı hukukun kaynağı kıldı. İnsanlar aynı rahmin meyveleri ve aynı Rabbin kulları olmaları münasebetiyle birbirlerinden bir şeyler isteme ve bekleme hakkına sahiptirler. (Yetesâelûne bihi ve’l-erhâm) (Kadın Suresi, 1). Eğer siz rahimlerin hukukunu yok sayarsanız, tüm hukuk sistemleri temelinden göçer gider…

Dolayısıyla rahme müdahale, kesinlikle insanın kendi hakkı değildir. Bazıları, çıkıp “Efendim kürtaj olup olmamak kadının hakkıdır, buna kimse müdahale edemez!” diyorlar. Peki, ben size soruyorum, birisinin kendi yaşamı için diğerinin yaşamına -hiçbir mücbir sebep yokken- müdahale etme hakkını kim veriyor size? Ve bunu hangi hukuka sığdırıyorsunuz? “Ben sizin varlığınızı kendim için tehdit görüyorum…” deyince bana hak doğar mı sizi öldürmek için?

Elbette ki hayır!

“Hayır!”sa “Beden benim bedenim, rahim benim rahmim, istediğimi yaparım!” demeye hakkınız da haddiniz de yoktur. Ha, yaparsınız, sonunda da gidip cehennemi boylarsınız o başka! Zaten denmemiş mi ki “Yaşasın zalimler için cehennem!”

Hayır hayır, hiçbir kadının kürtaj yapma hakkı yoktur. Ne yapıp edip rahmine o tohumu düşürmeyecek. Düşmüşse ve can halini almışsa ona müdahale etmek cinayettir! Hele bunu eğer “haşyete imlak” (bakamam korkusu) ile yapıyorsa… Bakamam, edememem, bu adamın çocuğunu doğuramam vs. O zaman kardeşim, o çocuğu rahme düşürmeyeceksin!

Aksi takdirde kürtaj cinayettir. Hem de bal gibi cinayettir. Hiçbir kadının cinayet işleme özgürlüğü olamaz. Anne bile olsa!

Dolayısıyla, 10 hafta bile uzun zamandır. Bir aylık ceninin bir can olmadığını kim iddia edebilir?

Mesela; diyelim bir adam vefat etti. Ve ondan miras kaldı. Karısı hamile olduğunu biliyor ama bir aylık bile değil. Mal paylaşımı yapılacak. O cenin miras hesabına girer mi girmez mi?

Tabii ki girer.

Aynı şey can ve hayat hakkı için de geçerlidir. Hem de miras hukukundan çok daha net!

Şeytan, kendi avenesine “insanlığa duyduğu düşmanlığı” sevdiriyor. Ne tuhaf, “çağdaşlık” adı altında dayatılanların ekseriyeti, Kur’an’ın nehyettiği, Şeytan’ın emrettiği şeyler…

Evet, çok çok mücbir şartlar yoksa kürtaj cinayetin dik alasıdır. Hem de tertemiz bir masuma karşı işlenen bir cinayet!

Kim demiş ‘Piç’i öldürebilirsin!

Kur’an-ı Kerim’de ‘eyâmâ’ diye tabir vardır. Kur’an’ın, “Sizin kardeşlerinizdirler” diye kendileriyle evlenmeyi tavsiye ettiği ‘eyâma’, esasında yetimlerden ziyade annesi babası tam belli olmayan çocukları kasdeder.

Elbette Kur’an, böyle nesiller olmasın diye her tedbiri alır ve insanı dehşetli tehditlerle öyle bir fiilden alıkoymaya çalışır. Ama yine de insanın haddini ve edebini aşacağını bildiği için Cenab-ı Allah, insanları, o masumlar hakkında adaletli olmaya sevk etmiştir…

Onların, yasak ilişkilerin meyveleri olmalarında veballeri yoktur. Dışlayamazsınız ve yok sayamazsınız. Nitekim Peygamberimiz zamanında böyle bir hadise var…

Bir kadın Hz. Peygambere (asv) gelir, nefsine uyup zina ettiğini söyler ve recm edilmesini ister!

Peygamber Efendimiz, ondan, zina yaptığına dair dört tanık ister. Tabii ki kadın tanık getiremez. Peygamberimiz (asv) “Belki kendi nefsinde tövbe eder de Rabbi ona bir yol gösterir.” diye onun tanıklığını kabul etmez.

Bir müddet sonra kadın gebe kaldığını anlar ve gebeliği gözle görülecek bir hal alınca tekrar Resulullah’a (asv) gelir, “Beni recmet ya Rasulallah, bu günahı taşıyamıyorum!” der.

Peygamberimiz ona “Tamam sen bu kusuru işlemişsin ve seni recmetmemi istiyorsun. Peki, karnındakinin ne günahı var? Git onu doğur ve sonra gel.” buyurur.

Kadın yine umduğunu elde edememiştir. Üzüntüyle döner ve çocuğunu doğurur. Doğurduktan hemen sonra yine gelir ve “Ya Rasulallah ben bu yükü taşıyamıyorum. Rabbimin yüzüne bakamıyorum beni bu yükten kurtar, beni recm et!” diye yalvarır.

Peygamber Efendimiz bu kere de “Git çocuğunu emzir gel!” der.

Ve kadın gider, iki yıl boyunca çocuğunu emzirir ve gelir. Resulullah onun recmedilmesine müsaade eder. Ardından da onu “gerçek bir cennetlik” diye sena eder. Ama doğuracağı ‘piç’tir diye çocuğunu da onunla birlikte ölüme mahkum etmez, öldürülmesine müsaade etmez.

İnsan canı ve kanı bu kadar önemlidir.

Kimsenin Allahlık yapmaya hakkı yoktur. Kim haksız yere bir cana kıyarsa cinayet işlemiş olur. O vebal önünde sonunda gelip ruhunuzu hapseder, ebedi bir haps-i münferitte sizi mahkûm eder… Ahiret hesabı da başka.

Başbakan kendince insanları o akıbetten korumak için bir tavsiyede bulunuyor. Neden hayrı tavsiye etmek bir kısım insanları bu kadar rahatsız ediyor anlayamıyorum.

Sezaryen konusunu da bir sonraki yazıya bırakalım…



Mehmet Ali Bulut / Haber 7