OSMANLICA (ya da OSMANLI TÜRKÇESİ)…

Batı dillerinin, sözcük üretme konusunda, ellerinin altında Latince ile eski Yunanca gibi zengin kaynakları vardır. Bu, özellikle terimlerin üretiminde çok işe yarar. Biz de bu yabancı sözcükleri, çoğu kez tek sözcük olarak değil de bir kaç sözcük kullanarak Türkçemize çevirme zorunda kalırız. Öyle ki bazan tek bir yabancı sözcüğün Türkçeye aktarımı, uzun bir tanımlama tümcesinin kullanımını gerektirir.

Eski dönemlerde Türkçede sözcük üretimi için Arapça ile Farsçadan yararlanılması düşünülmüştür. Kaynak olarak bu zengin diller ele alınmıştır. İşte bu çaba sonucu Osmanlıca dediğimiz dil ortaya çıktı. Ancak bir yazarın da dediği gibi, “Osmanlıca öyle bir dildir ki, bunu ne Türk, ne de Arap anlar”. Bu sözün söylenmesinin nedeni, ister Arapçadan isterse Farsçadan alınmış olsun, sözcüklerin, alındıkları dillerin özgün dil bilgisi kurallarıyla değil, Türkçe dil bilgisi kuralları uygulanarak işlenmiş olmasıdır.

Bu gayretin sonucunda, bu günkü Türk Dil Kurumu Sözlüğü içinde, 100 bin dolayındaki sözcükten 6463 ü Arapça, 1374 ü Farsça olarak bulunmaktadır. Daha gerilere gitme olanağı olsaydı, bu sözcüklerin sayılarının çok daha fazla olduğunu görebilirdik (Örnekse Şemsettin Sami beyin ‘Kamusu Türki’ adlı, Arap harfleriyle basılmış yapıtı).

Türkçe söz varlığının çoğunluğu; öz Türkçe sözcükler, Arapça ile Farsça'dan geçmiş Türkçeleşmiş sözcüklerden oluşmaktadır. Arapça ile Farsçadan gelmiş sözcükler o kadar Türkçeleşmiştir ki Arap ya da Fars dilindeki halinden oldukça farklıdır. Kimi sözcüklerin anlamı farklılaşmıştır. Bu Arab'ın (ya da Fars'ın) Osmanlıcayı anlayamamasının başlıca nedenini yapar.

Osmanlıcanın herkesçe kabul edilmiş kesin yazım (imla) kuralları yoktur. Lakin bu, herkesin istediği şekilde yazabileceği anlamına gelmez. Bu kuralları temel olarak, okutucu harfler, harflerin birleşme esasları, sözcük köklerinin Arapça ya da Farsça olmasına bağlı olarak alınan eklerin durumu gibi birkaç ulama ayırmak olanağı vardır.

Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca :عثمانليجة ya da lisân-i Osmânî: لسان عثمانى), Osmanlı devlet ile resmî yazışma dilidir. Bilimsel alanlarda Tarihî Türkiye Türkçesi de denilmektedir. Türkçe'den başka bir dil değildir. Dönemi ile kullanım alanına göre içinde (az ya da çok) Arapça ile Farsça sözcükler bulunsa da bugün Latin harfleriyle yazılan Türkçe'nin arap harfleri ile yazılmasından başka bir şey değildir.

Osmanlıca, 13.-20. yüzyıllar arasında Anadolu ile Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü başka yerlerde yaygın olarak kullanılmış olan, özellikle 15. yüzyıldan sonra Arapça ile Farsçanın etkisinde kalan Türk yazın dilidir. Osmanlıca; Arap alfabesine, Fars ileTürk dilinden yeni sesler ilavesiyle oluşturulmuş, uzun tarihi boyunca kendine özel niteliklerle geliştirilmiş, farklı yazı türleriyle bir sanat haline getirilmiş,Arapça , Farsça sözcüklerin çoklukla kullanılması sözcük sayısını arttırmıştır.

Geçmişimizin çok uzun bir döneminde bu dili kullanmış bulunuyoruz. Bu yüzden elimizde geniş bir Osmanlı arşivi bulunmaktadır. Bu 700 yıllık arşivlerimizin dörtte üçü yaşadığımız şu günlere gelinceye değin bölümlendirilmiş bile değildir. Böylece tarihini bilmeyen kuşaklar yetiştirmek zorunda kalıyoruz. Osmanlıcayı geçmişimizi tüm yönleriyle tanımak için öğrenmek zorundayız.

Ayrıca Osmanlıcayı bilmek ya da anlamak, yazılımı dışında, düşünme ile kendini anlatabilme bakımından, sözcük dağarının geniş olması göz önüne alınırsa, büyük kolaylık da sağlayacağı bir gerçektir.


Doç. Dr. Yalçın GÜRAN

Tıp Doktoru Göğüs, Kalb - Damar Cerrahisi Uzmanı