Allâh'ın Habibi Hep ümmetini düşünen, hep ümmeti için yaşayan, hep ümmetine dua eden; hiç kimse cehenneme girmesin diye çalışan, didinen, bütün varlığını ümmetine feda eden Muhammed Mustafa…



Ona, ümmetin fertleri adedince salât-ü selam olsun…

Tâif’te taşlanırken, ayaklarından kanlar akarken, Tâif’lilere beddua etmeyen, onların soyundan sahabeler gelecek diye hidayetlerini dileyen, seyyidina ve habibina Muhammed Mustafa…

Ona, Tâif’teki üzüm bağlarının yaprakları adedince salât-ü selam olsun…

Uhud’da mübarek dişi şehid olduğunda, kâfirlerin “Emit Muhammed” (Muhammedi Öldürün!) sloganlarıyla ona saldırırlarken, etrafını saran bir avuç sahabesiyle ölüm kalım savaşı verirken bile, ellerini kaldırıp, “Allâhümmehdi kavmi feinnehum lâ yâ’lemûn” (Allâhım! Onlar, bilmiyorlar. Kavmime hidayet ver.) diye dua eden önderimiz, iki cihan güneşimiz, üsve-i hasenemiz Muhammed Mustafa…

O, Rahmeten-lil Âlemin…
Rahmeti, merhameti, aşkı ve muhabbeti, bütün insanlığa öğretmek için gönderilen peygamber…
O, savaşırken bile kılıcının ucuna insanlığın kurtuluşu nakşedilen, öldürmek için değil; kalpleri ölü olanları Kur'an ile ihya etmek için yaşayan rehber…

O, Hazreti Muhammed Mustafa…
Ona, âşıkların gözyaşlarının damlaları adedince salât-ü selam olsun…

Şimdi bizler, onu örnek alması gerekenler, onun şefkatinden, merhametinden hissedar mıyız?

Bizler, günahkâr mü’minlere şefkat kucağımızı açarak, onları kurtuluşa taşıyor muyuz?

Meyhanelerde, kahvelerde, caddelerde, günah deryalarında boğulan zavallı gençlerimize elimizi uzatıp, “Gel, Muhammed Mustafa’ya koş… Huzur arıyorsan, sevgi arıyorsan, kurtuluş istiyorsan gel… Gel tövbe et, kurtul… Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir…” diyebiliyor muyuz?

Biz, hayatımızı, evimizi Gülistan yapabildik mi?
Gönlümüzü Gülistan yapabildik mi?
Gül kokusundan mahrum olanları, Gülistanımıza dâhil edebildik mi?

Mü’minler, gül kokulu, güzeller güzelini örnek almalılar…
23 yıllık nübüvvet döneminde bütün Arabistan’a saadet asrını yaşatan, “İnsanlar iman etmiyor diye, neredeyse canına kıyacaksın. Ey Habibim!” hitabına mazhar olan hidayet rehberini örnek almalılar.

Seherlerde seccademizi gözyaşlarıyla sularken “Allâh’ım şu içki âleminde boğulanlara, kumar masasında her şeyini kaybedenlere, 15 yaşında en değerli hazineleri elinden alınmak için ‘flört’ tuzağına düşürülüp ruhları diri diri toprağa gömülen zavallı kızlarımıza hidayet ver Allâh’ım…” diye dua ediyorsak eğer; işte o zaman, mahşerde o Nebiyyi Zişan’ın sancağı altında saf tutabiliriz.

Bizler, “Nefsi! Nefsi!” diyemeyiz…
Bizler, “Ümmeti! Ümmeti!” diyen bir rehberin izindeyiz. Bizler, gül kokulu Muhammed Mustafa’nın peşindeyiz.

Ona, yeryüzündeki bütün güller, çiçekler adedince salât-u selam olsun…