Toplam 7 sonuçtan 1 ile 7 arasındakiler gösteriliyor.
  1. #1
    Aktif Üye Kasirga
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    4,792
    Rep Gücü
    20

    sihir ve büyü hakkında...

      
    --------------------------------------------------------------------------------
    Sihir, Büyü Ve Süfliyat ile Alakalı Kısa Bir Araştırma

    Tarihin çok eski zamanlarına dayanan sihir ve sihirbazlık; günümüzde fen, teknik ve sanatın da ilerlemesiyle maalesef hat safhaya ulaşmıştır.
    Dünyanın en büyük ve en meşhur (!) sihirbazının, tırlar dolusu sihir aletleri ile memleketimize gelmiş olması, yüzde doksan dokuzu müslüman ifade edilen ülkemizde "sihrin ve sihirbazın" büyük Pazar ve vasat bulması, bu iddianın delilidir.
    Zulümatın tesiri, dünyevi sıkıntılar ve stresin ortaya koyduğu bunalım, iman, itikat ve maneviyat zafiyetinin de tesiri ile asrımızın insanları ve bilhassa hanımlar, birbirlerine haber vererek maruz kaldıkları sıkıntılardan kurtulmanın yollarını falcılara, medyumlara ve sahirlere koşmakta aramaktadırlar.
    Başı ağrıyan, çocuğunun imtihan kazanmasını, kızının evlenmesini isteyen ve buna benzer bir çok meselelerde büyücü ve falcılara müracaat edilmektedir. Aradaki cadıların gayreti ile karı,koca arası açılmakta ve aile yuvaları yıkılmakta, nesiller öksüz ve perişan olmaktadır.
    Aileleri birbirinden ayırabilecek derecede fesatlar çevirenlerin başvurdukları bu sihirlerle, içtimai hayatta ne büyük fitneler çıkarabileceklerini düşünmek lazımdır. Aile bağlarını koparanlar, tarumar edenler toplumdaki içtimai rabıtayı kıranlar,komşular, hemşehriler arasında neler yapmazlar; efrad-ı milleti birbirlerine mi düşürmezler ?
    Sihrin en büyük tesir ve tahribatı ruhlar üzerindedir. Sihir fikirleri bozar, kalpleri çeler ahlakı berbat, cemiyetleri perişan eder. Binaenaleyh "sihrin aslı yoktur" diye aldanmamalı ve sihirbazlardan uzak durmalı, şerlerinden 'a sığınılmalıdır.
    Müslüman kardeşlerimizi, hususiyle küfür, bidat, hurafe ve batıllarla mücadele ile mükellef ve muvazzaf, dinin ihyasıyla memur, müceddit yolunun bazı mensuplarının da (sayıları az da olsa) bu gibi şeylere meylettikleri (edebilecekleri) düşüncesiyle sihir ve sihirbazlıkla alakalı onları malumat vermek niyetiyle bu kısa araştırma hazırlanmış oldu.
    Sihir ; Lügaten, zebun etmek, aldatmak, cadılık etmek, göz bağcılık ve hud'a yapmak, bir şeyi aslından değiştirmek manalarına gelir.
    Şer'i örfte ise; gizli bir sebeple hakikatin hilafını tahayyül ettirip aldatan yaldızcılık, şarlatanlık, hud'akarlık, el çabukluğu ve göz bağcılığı şeklinde cereyan eden ve mahiyet olarak da, hayali hakikat zan ettirecek bir şekilde beşer üzerinde aldatıcı bir tesir bırakan şeydir.
    Zira bunda esrarengiz bir surette hakkı batıl, batılı hak; hakikatı hayal, hayali hakikat göstermek vardır. Öyle ise insanları aldatmada, ruhlarına tesir ederek kalplerini istanan menfi yönlere çevirmede başvurulan şeylerin hepsine sihir nazarıyla bakılır.
    Sâhir (sihirbaz) :
    Bâtılı hak suretinde gösteren, bir şeyi hakikatinden başka bir şekilde hayalde canlandıran kimsedir.
    Kâhin :
    Sihir yapan, çok bilmiş, zan ve tahminle (güya) gâipten haber veren, cinlerden edindiği bir dostu tarafından bütün haberlerin kendisine getirildiğini iddia eden kimsedir.
    Büyü ve Büyücü :
    Tabiat üstü gizli güçlerle (cinlere-süfliyatla) münasebet kurularak, yahut kendilerinde gizli güçler bulunduğu zannedilen insanların başkalarını zarara uğratma ve menfaat elde etme gayesiyle büyü tekniği, usullerini; tılsımlı sözleri, muskaları ve diğer ilgili maddeleri bilen ve kullanan süfli insandır. Sihir kelimesi büyü manasına taşımakla beraber sihir büyüden daha geniş kapsamlıdır.
    Sihrin Hükmü :
    İslam alimleri tarafından, sihir yapmanın, bununla meşgul olmanın ve sihre inanmanın hükmü hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. İmamı Nebevi Hz. derki : Sihir yapmak haramdır, büyük günahlardan olduğu hususunda icma vardır. Rasülüllah s.a.v. sihir yapmayı yedi günahtan biri saymıştır. Bazı sihir vardır ki onu yapmak küfürdür. Bazısını yapmak büyük günahtır. Ölçü şudur: içerisinde küfrü icap ettiren söz ve fiil bulunan sihir küfürdür. Böyle değilse küfür hükmü verilmez, haramdır.
    Görülüyor ki sihir, ulema arasında ihtilafsız haramdır ve küfre en yakın olan büyük günahlardandır. Mübah olduğuna inanmak küfürdür. Hanefi alimleri ve ayrıca imam-ı Malik ve Ahmet İbn-i Hambel Hazretleri de "sihrin haram olduğuna inansın veya inanmasın sihri öğrenip yapan kimse kafir olur ve öldürülür"demişlerdir. Zira Rasülüllah Efendimiz : "sihir yapanın haddi (cezası) kılıçla öldürülmesidir."buyurur. İmam-ı Şafii hazretlerine göre ise bir kimse sihrin mübah olduğuna itikat ederse kafir olur ve öldürülür.
    Hadis-i Şerifte Peygamberimiz: "Kim bir kahine arrafa veya sâhire giderse Muhammed'e (s.a.v.) indirileni inkâr etmiştir."buyurur.
    Kahinin verdiği habere inanan kâfir olur. Kendisi de gâibi biliyorumiddiasın- da olduğu için kafir olur. Bu hususta İmam-ı Rabbani hazretleride : (k.s.) "Kahinlerin ve müneccimlerin sözlerine itibar etmek yakışmaz. Bunlara gaibe dair işler sorulmamalı, onların gaibe dair ümuru bildiklerine itikat edilmemelidir.
    Bu hususta mübalağa ile men'varit olmuştur.İster kendisi isterse başkasına emirle olsun sihir isti'malinden kaçınmak lazımdır.
    Zira böyle bir şey kat'i olarak haramdır ve küfre götüren kuvvetli bir adımdır. Hiçbir günah yoktur ki sihirden daha ziyade küfre yaklaştırsın. Bundan çok kaçınmak lazımdır ki onun inceliklerinden onun inceliklerinden kimse sudur etmeye. Bir rivayette varid oldu ki; "Müslüman, müslüman olduğu halde kendisinden sihir sadır olmaz." ( bizleri korusun.)

    Ondan iman zâil olduğu takdirde kendisinden sihir sâdır olur. Sihir ve imandan her biri yek değerinin zıttı gibidir. Yani sihir vâki olunca iman kalmaz. Anlatılan inceliğe dikkat etmelidir ki imana bir halel gelmeye. Bu amelin şeâmeti ile İslam elden gitmeye.
    İslam dini, insanların akıl emniyetini muhafaza etmek için sihir yapanı, kâhini, arrafı, rammalı (kum üzerine çizgi çizenler, şimdi kağıt üzerine yapıyorlar.) cezalandırmayı esas almıştır. Ayrıca bunları tasdik edenlerin küfre düşeceklerine hükmetmiştir. Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.):"Beyanda (güzel ifadede) sihir vardır." buyurur. Güzel bir ifade-i meram ruhlar ve kalpler üzerinde müspet tesir bırakmaktadır. Bu hadis-i şerif, dinleyenlere ikna ve tesir eden cezbeli bir hitabet üzerine taktir makamında ifade buyrulmuştur. Bu da mezmum (kötü) olmayan bir nevi sihirdir.
    Sihrin Çeşitleri :
    Sihrin nevileri (bilhassa günümüzde) o kadar çoktur ki, tayin ve tesbit kolay değildir. Bununla beraber Fahrettin-i Razi Tefsir-i Kebirinde sekiz kısmı kadar saymıştır ve özet olarak saymıştır:
    1-Keldâniler'in sihri : (İsm-i Kavm)
    Keldâniler, yıldızlara tapan eski bir kavimdir. Kâinatın yıldızlar tarafından idare edildiğine, hayır ve şerrin , saadet ve şekâvetin yıldızlardan sudür ettiğine inanırlar ve tılsım namı verilen sihirle iştigal ederlerdi. Hazreti İbrahim (a.s.) bunların batıl inançlarını kaldırmak üzere gönderimiştir.
    2-Eshâb-ı Evhâm'ın ve Nüfûs-u Kaviyye'nin sihirleri :
    Bir takım kimseler, riyâzat, tecerrüd vesâire gibi yollar ile ilm-i ruhun bazı hâdisât-ı garibesiyle uğraşırlar. Günümüzdeki manyatizme, hipnotizme ve fikirizm bu cümledendir.Ve sihrin en iğfal edici ve en tehlikeli kısmıda budur.
    3-Ervâh -ı Arazıyye'den süfliyat tan yardım isteme yoluyla yapılan sihir :
    Buna cincilik ve büyücülük de denir. Bu, süfli ve kafir cinlerin yardımıyla olur. Günümüzde ruh ve cin çağırma adı altında tastaki suya ve tırnağa v.b. baktırarak icra edilen bir kısım süfli faaliyetler, sihrin bu çeşidine girer ve maalesef bu günümüzde yaygın olanlardandır.
    4-Tahayyülât, el çabukluğu ve göz bağlama denilen sihir :
    Bunlara sihirden ziyade hokkabazlık, şâ'beze ve göz bağlama adı verilir ki;esası, hisleri karıştırmaktır. Gözün yanılması pek çoktur. Gemiye binen kimse kıyıya baktığında geminin durduğunu, kıyının ise hareket ettiğini zanneder ve böylece göz yanılır. Bu gibi sihirler gözü yanıltmaktan ve insanı şaşırtmaktan ibarettir.
    5-Muhtelif sanat oyunlarına dayanarak teknik aletlerin yardımıyla yapılan sihir:
    Bazen geometrik (hendese) nisbetlere göre ve bazen de çeşitli sanat hilelerine göre yapılmış aletlerin birleştirilmesiyle ortaya çıkarılan ve insanı şaşırtan şeylerdir.
    Firavunun sihirbazlarının yaptıkları sihir gibi ki; onlar, ip ve deyneklerin içini cıva ile doldurmuşlar, güneşin tesiri ile ısınan bu cıva, ip ve deynekleri hareket ettirmiştir. Maalesef günümüzde de bu kabil şaşırtıcı gösteriler sergileyecek alet ve imkanlar çoğalmıştır.
    6-Bazı ilaçların kimyevi hususiyetlerinden istifade edilerek yapılan sihir :İnsanın yemeğine aklı uyuşturan bazı ilaçların konulması, sarhoş edici uyuşturucuların katılması ve böylece uyuşturucu maddeleriyle sarhoş edilerek yapılan hareketler gibi. Mesela, insana merkep beyni yedirildiğinde salaklaşır,beyni ve aklı azalır.
    7- Kalbi bağlamak suretiyle yapılan sihir:
    Sihirbazın, çeşitli şarlatanlık ve dalavereler ile bir kimseyi kendine bağlaması, " İsm-i Azam bilirim, cin toplarım, cinler bana itaat ederler, kimya ilmi bilirim" gibi sözler ile zayıf akıllı ve temyiz kabiliyeti olmayan insanlara korku ilka ederek ve kalbini çelerek onu aldatıp dolandırılrmasıdır.
    8-Nemmamlık, gammazlık gibi gizli tezvirat akla, hayale gelmez tahrikat, iğfalat, şantaj gibi gayr-i meşru vasıtalarla yapılan aldatmalar da sihrin bir başka çeşididir. Bu da maalesef insanlar arasında yaygındır.
    Fahreddin-i Raziden başka eserlerden, bazı kısaltma ilavelerle naklettiğimiz bu hususlar sihrin şumûlü, çeşitleri ve hatta sihrin temelde aldırtmaya dayanan gerçek mahiyeti hakkında bir fikir verir.
    Sihrin tarihçesi:
    Sihir ve sihirbazlık tarihi, beşeriyet tarihinin en eski medeniyetini tesis eden Keldâniler zamanına kadar gider. Keldaniler'in medeniyet merkezi bâbil şehri idi. Babil halkı, ecram-ı semaviyenin ulûhiyetine (haşa) itikat ederlerdi. Yukarda da ifade edildiği gibi Hazret-i İbrahim Aleyhisselam bunlara tevhid akidesini tebliğ için ba's edilmiştir.
    Mısırda Firavunun sihirbazları ve Musa Aleyhisselam :
    Sihir ve sâhirlerin bir başka faslını da Mısır da Firavunun sihirbazları ile Musa Aleyhisselam arasında geçen hadiseler teşkil eder. Bunlarla alakalı, Sûre-i Â'râf'ta " herkesin gözü önünde büyülediler" ve tâhâ Sûre-i Celilesinde "bir de ne görsün, onların ipleri ve deynekleri sihir yaptıklarından ona cidden koşuyorlarmış hayaletini verdi" kavli şeriflerinde beyan olunduğu üzere; Mısır sihirbazları halka karşı esrarengiz bir sûrette göz bağcılık ederler ve hayali şeyleri hakikat şeklinde gösterirlerdi.
    Bunların bu şarlatanlıklarını ortaya koymak ve halkı bunları iğfâlinden kurtarıp doğru yola irşad etmek için, Cenabı Hak Musa (a.s.)'mı asâ ve yed-i beyzâ gibi mûcizat ile gönderdi. Ve Hazreti , Musa (a.s.) vâsıtası ile bütün bunların hile ve desiselerini ortaya çıkardı.
    Cenab-ı Hak bu Ayet-i Celilelerle Firavunun sihirbazlarının içleri cıva dolu iplerini ve sopalarını ortaya attıklarında, Musa (a.s.) tarafından âsâsı yere atılmış ve büyük bir ejder (yılan) haline gelen Musa (a.s.)' ın âsâsı, güneşin hareketiyle ortada hareket eden içi cıva dolu ipleri, sopaları yutmuştu.

    Bu hakikati müşahede eden sihirbazlar hemen secdeye kapanıp iman etmişlerdi ve bu mûcize ile tevhidin şirke galebesi tahakkuk etmiş, Mısır sihirbazları da ortadan kalkmıştı .
    Süleyman Aleyhisselam devrinde Sihir :
    Süleyman Aleyhisselam zamanında da sihirbazlık çok ileri gitmişti. Sâd Sure-i celilesinde "dalgıç ve yapı ustası şeytanları da ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak onların emrine verdik" kavli şerifinde işaret buyrulduğu üzere Hazret-i Süleyman devrindeki sihirbazlar arasında şeytan gibi dessas bir takım insanlar vardı.
    Memba-ı vahiyden uzak olan bu şeytanlar cari hadiseler ve gelecek hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım malûmat edinirler ve bunlara yüzlerce yalan ve ecârif (cürufat) karıştırarak gizli gizli neşriyatta bulunurlar, ve buna kâhinleri de vasıta olarak kullanırlardı... derken bu kâhinler cin celbi ve gönül teshiri hakkında türlü türlü kitaplar yazdılar. Bu meyan da geçmiş ve gelecek şeyler hakkında haberlere benzer efsaneler, masallar,romanlar ile yalanlar ve dolanlar neşrettiler...
    Ve bunlar arasına bazı ilmi ve hikemî şeylerde karıştırarak kötü şeylerde kullanırlardı. Bu sûretle "cinler gaybı bilyor" diye şayi olmuştu. Bu sihirbaz ve şeytanların tezviratı yüzünden fitneler çıkmış mülkü Süleyman kısa bir müddet elden gitmişti. Nihayet Hazret-i 'ın yardımıyla Süleyman Aleyhisselam bunlara galebe etti ve hepsine hakim olarak hizmeti altına aldı....
    Bunun için Beni İsrail, bilhassa hükümetlerini zayi ettikten sonra -günümüzde dahil milletler arasında gizli yollar ile bu kabil neşriyatı yapmaktan ve çeşitli hünerler şeklinde sihirbazlıktan hali kalmamıştır...
    Süleyman (a.s.)'ın sihir ile alakalı neşriyatı toplatması :
    Süleyman (a.s.), halk arasına bazı kimseler gönderip sihirbazların ellerindeki halkın ahlakını ve efkârını perişan eden sihir kitaplarını toplattı. Hepsini bir sandığa koyup kendi tahtının altına gömdü ve :"bundan böyle hiç kimsenin 'şeytanlar ve cinler gaybı biliyor' deiğini duymayayım, aksi taktirde söyleyenin boynunu vururum"dedi.
    ...vaktâki, Süleyman (a.s.) vefat edip hakikatleri bilen alimler de kalmayınca halk arasında Süleyman (a.s.)'ın 'sihirbaz' olduğu yayıldı. Yahudiler: "Süleyman (a.s.), nübüvvet ve saltanatını sihir sayesinde elde etmiş, o sayede yürüyordu" dediler ve Süleyman (a.s.)'ın daha önce gömdürdüğü sihir kitaplarını çıkararak neşretmeye başladılar. İşte en çok sihir ya da büyünün , Ben-i İsrâil (Yahudiler ) arasında bulunmasının sebebi budur.
    Rasülüllah Efendimiz ba's edildikten sonra kur'an-ı Kerim'in "Onlar Süleyman (a.s.)'ın mülkü hakkında şeytanların uydurdukları sözlere uydular..." İlâhi beyanı ile yahudileri tek tekzip ile Süleyman (a.s.)'temize çıkarıldı.
    Hârut ve Mârut mes'elesi :
    Sure-i Bakarada geçen Hârut ve Mârut ismindeki melek hakkında Fahrettin-i Râzi Şöyle der; "Bu iki meleğin indirilmesindeki hikmet şudur: Sihirbazlar şeytanlara kulak verip onlardan bir şeyler alıyor, sonra da onlardan hırsızlama aldıkları bu şeyleri halk arasında yayıyorlardı. Bu sebeple bunlar peygamberlere indirilen vahye benzediklerinden, Hz. o iki meleğin halka sihrin keyfiyetini öğretmeleri için yer yüzüne indirdi. Böylece, Hz. ' ın kelamı ile sihirbazların sözü arasındaki farkı görebilme imkanı doğacaktır.
    İnsan ve cin şeytanları sırf kendi uydurmaları olan sihri, eski bir medeniyetin beşiği olan Bâbil şehrinde de yaymışlardı. Burada Hârut ve Mârut ismindeki iki meleğe indirilen hakikatleri tahrif ederek, insanlara, sihir öğretiyorlar ve tabi ki böylece kâfir oluyorlardı.Hârun ve Mârut'un, Babil halkına ilham yoluyla Hz. tarafından bir imtihan ve tecrübe olarak öğrettikleri yaratılış sırlarından bazı garip hakikatlerin,sihir ile doğrudan alakası yoktu. Fakat bu,şer ve fesat ehli elinde,sihir için kullanılıyordu.
    Halbuki Hârut ve Mârut sihri, kerâmeti, mucizeyi ve hakikati öğrenmek için uğraşıyorlar böylece insanların sihre kerâmet diye inanarak kafir olmalarını önlemeye çalışıyorlardı. "bizim öğreteceğimiz şeyler, fitneye müsaittir ve sihir yapılarak kötüye kullanılması küfürdür,sakın bunları öyle öğrenip ve yapıp da küfre düşmeyin." derler, herkese öğretmezler ve böylece insanları sihir ve küfürden kat'iyetle men ederlerdi.
    Böylece bazı sırları öğrenen Bâbil ahalisi, bunun tehlikeli tarafı hakkında tam ikaz edilmişlerdi. Bu itibarla bu iki melek vasıtasıyla bildirilen hakikatlerin sihirde kullanılması kötü niyetli insanların suistimali idi.
    Sihir Öğrenmek Caiz midir ?
    Aslında her ilim hayra da şerre de kullanılabilir. İlim ne kadar ince ve yüksek olursa, fitne ihtimali de o ölçüde büyük olur. Bundan dolayıdır ki hakkın alameti olan hakiki dini kuvvetlendirmek için -ü Teâla tarafından ihsan olunan ilimler bahane kabul edilerek, âlemde de nice kötülükler ve melânetler yayılmıştır.Bu Kâbil suistimallerin hepsi, haram ve küfür olan sihir cümlesine dahildir. Bu ise ilmin asliyyeti ile değil bazıları elinde kullanışı ile alâkalıdır. İlim güzel kullanılırsa zehirden ilaç yapılır. Kötüye kullanıldığı takdirde ise ilaçlardan zehirler meydana gelir. Bunun için alimler : "Zatında haram olan hiçbir ilim yoktur. Hatta şerrinden korunmak için sihri bilmek bile haram değildir. Ancak yapılması haram ve küfürdür. Öğrenilmesininde bu şartla kayıtlı olması lazımdır. Mübahlığına itikat ve öğrendiğini tatbik etmeden, mücerred bilmek için de sihir öğrenilebilir. "demişlerdir.
    Hârikulade Şeyler Beştir.
    Mucize, Keramet,Sihir, Şa'beze, İstidraç.
    Mucize :Hârikulâde bir emirdir ki kendisi ile Rasülüllah olduğunu iddia eden kimsenin sıdkını izhar kastedilir.
    Keramet : Peygamberlik iddiasıyla alakası olmaksızın irfan ve taata makrun olarak bir kişide harikulade bir halin zuhur etmesidir. Keramet veli kullarına Hz. 'ın bir ikramıdır.
    Sihir : Tarifi yukarda geçti.
    Şa'beze : El çabukluğu ile yapılan marifet ve hokkabazlık.
    İstidraç : Hz. 'ın makbul bir kulu olduğunu iddia eden bir kafirden harikulade hallerin zuhur etmesi veya bu iddia da bulunan kafire Hz. 'ın azar azar mehil vererek azabına yaklaşmasıdır. Ulema bunların birbiriyle karıştırılmaması için aralarındaki farkları bu tariflerle ortaya koymuşlardır.
    Kurtûbi, sihir mucize ve kerametten tefrik sededinde "sihir, bir sanat hilesidir. Bu sanat iktisâb edilebilir. Yani irade gayretle kazanılabilir. Mucize ve kerâmet böyle değildir." Der.

    Resülüllah efendimize yapılan sihrin mahiyeti: Muavvizeteyn (Felak-Nas) sure-i celilereninin sebeb-i nüzülü hakkında farklı rivayetler var ise de, bunlardan en calib-i dikkat olanları şöyledir: "... Bir rivayette de denilmiştir ki: Sihri yapan Lebid İbni Â'sam ve kızları idi. Cibril muavvizeteyn ile nâzil oldu, Rasülüllah Efendimiz sihrin yerini, yapanları ve ne ile yaptıklarını haber verdi ve Hz. Ali'yi, Hz. Zübeyr' i ve Hz. Ammar'ı gönderdi, bunlar kuyunun suyunu çektiler, kına suyu gibi olmuştu.
    Sonra kuyunun kapak taşını kaldırdılar tarak dişlerini çıkardılar, beraber bir de veter (kiriş, ip) vardı, ona on bir düğüm düğümlenmiş ve iğneler saplanmıştı, onu alıp Peygamberimize getirdiler.
    O, düğümlare muavvizeteyni okumağa başladı, her ayeti okudukça bir düğüm çözülüyor ve Aleyhissalatü Vesselam bir hıffet (hafiflik) buluyordu iki surenin tamamında son ukle de çözüldü. Rasül-ü Zişân Efendimiz de bir ikal (bağ) dan sıyrılmış gibi kalktı...
    Böylece Rasülüllah Efendimizin beden ve âsâbında (sinirlerinde) bir rahatsızlığa sebep olmuş olan en gizli ve şiddetli bir sihri meydana çıkararak iptal eyleyen ve delail-i Nübüvvetten olan ilâhi bir mucize zahir olup, risalet, kuvvet ve ısmetinin tecelli etmiş bulunduğunu ve böyle gizili bir surette hucüm eden sihre karşı galebe eden mucizenin Hz. Musa'ya karşı açıktan meydan okuyan sehare-i Fir'avne karşı Asây-ı Musa'nın galebesi mucizesinden daha beliğ ve müessir bulunduğu kanaatiyle müfessirler bu surelerin (felak-nas) Medeni olması rivayetini tercih ve ihtiyar eylemişlerdir.
    Ancak şundan gaflat edilmemek lazım gelir ki bu rivayetlerin hepsinin sıhhati kabul edildiği takdirde bile Rasülüllah'a velev bir an için olsun bir sihir yapılmış olduğuna mutlaka itikadın vücübunu ifade edecek kuvvete haiz değildirler. Zira esas itibarı ile haberi âhâd hududunu geçmiş değildirler. Haberi âhâdın sıhhati ise itikadın cevazını ifade etse bile, vücubunu ifade eylemez.
    Kâdı Iyaz Hz. Şifa-i Şerif isimli eserinde, Rasülüllah'a yapılan sihirle alâkalı "Hz. Aişe'nin rivâyet ettiği hadis-i Şerifi izah ederken:

    Sihir, Hz.Peygamberimizin aklına, kalbine, itikadına değil, ancak cesed-i şerifine ve cevârihinin (âzalarının) zahirine dokunmuş olduğunu ifade eder.
    Filvâki Hz. Peygamberimizin beşeri haysiyetten olan herhangi bir elem ve arızasını nübüvvet ve risaleti haysiyetinden olan ısmet ve kuvvetine sirayet edermiş gibi tevehhüm etmek hiç de doğru değildir...
    Binaenaleyh, "Rasülüllah Efendimize, "sahir" veya nübüvveti cihetinden "meshur" diyenin küfründe de şüphe yoktur... Hz. Peygamber'e bir sihir yapıldığına ve onun, hasbelbeşeriyye, ondan biraz mütessir ve müteellim olduğuna itikat etmek caiz olabilirse de , (bu husustaki haberler haberi âhâd kabilinden olduğu için ) vacip değildir."
    "Sözün özü şudur: Hz. (c.c.) Peygamber Efendimize aklı ve Peygamberliğiyle alakalı olarak , ne cin , ne insan ne de bir şeytan asla musallat etmemiştir. Fakat bedeni ve insani cihetiyle onun, zarar görmesi yadırganacak bir şey değildir. Beşer olması yönünden sadece bedenini alakadar eder.
    Resül-i ekrem, insan olduğu için diğer insanların maruz kaldığı sıhhat, hastalık, ölüm, yeme ,içme ve abdest bozma gibi şeylere maruz kalmıştır. Beşer olması yönüyle sihrin ona tesiri , Peygamberliğine zarar vermez... onun herhangi bir kimsenin Peygamberliğine yönelik bir mevzuda zarar vermesinden koromuştur.
    Artık şüphe yok ki: Hz. , Rasül-i Ekrem'ini Sâhirlerinden de himaye buyurmuştur.
    Onların beyhude yere yapmış olduklerı sihirlerinden o Peygamber-i Zişân'ın haberdar olması ise, bir mucize mahiyetindedir ki:O gizlice yapılmış şeyleri bilip iptal ettirmiştir.
    Velhâsıl:Resül-i Ekrem'in sihirden dolayı ruhen müteezz olduğuna dair rivayetleri, güzelce tetkikat da bulunan müfessirler bunu asla kabul etmemektedirler. Bu hususa dair Tefsir-i Kebirde, Essirâç'ül-münir'de Tefsirü-merağı, Tefsir-i Vâzıh'ta güzelce izahat vardır.

    Şunu üzülerek ifade edelim ki; asrımızda bir çok müslümanın cehaletleri ve bazı hataları sebebi ile sihir, büyü ve benzeri belalara mübtela oldukları bilinen bir gerçeltir.

    Maalesef günümüzde sihir yapma ve çeşitleri fen, teknik ve sanat ilerledikçe günden güne çoğalmaktadır. Hatta sportif faaliyetlerde bile rakip takımın kazanmması için "büyü ve sihre " başvurulduğu bir vâkaadır.
    Ancak; Din-i Mübin-i Azizin tecdid ve ihyası şer'i ilimlerin, ehl-i sünnet itikadının neşri ve tervici için min tarafillah meb'us olan bir zat-ı şerifin evladı olan kardeşlerimizde sayıları azda olsa bir kısmının avâm-ı naas, İslami şuurdan mahrum olan insanlar gibi, sihir ve büyüye batıllara, süfli şeylere itibar ve meyletmeleri çok düşündürücü ve elem verici bir husustur.

    Çünkü, bu yolun yolcularının vazifesi küfürle, bid'atlarla, batıllarla ve hurafelerle mücadele etmek olduğu halde sayıları azda olsa bazı kardeşlerimizin kitabı, sünneti ve şer'i ölçüleri bir kenara bırakırcasına, mahza dalalet olan büyücülere, cincilere meyletmeleri ve onların süfli fiil ve hareketlerine alaka duymaları, onlara inanmaları çok ızdırap verici bir husustur.
    Tarih boyu İslam'a sırt çevirerek şeytanların sihir yolunu adeta meslek edinen Yahudi milleti, bilerek veya bilmeyerek onların yolundan giden gafiller ve süfli insanlar, günümüzde "beyin yıkama" olarak ifade edilen çeşitli "propaganda, reklam, efkarı bulandırma ve telkin" metodu ve vasıtalarını kullanarak fikirleri, akılları ve gönülleri bulandırmaları da bir nevi sihir olarak değerlendirilebilir.
    Görülüyor ki bu gün sihrin en büyük tesirlerinden biri de fikirler üzerindedir. Maalesef günümüzde fikirler karıştırılıyor, kalpler çeliniyor, ajlak bozuluyor ve böylece cemiyetler ve milletler perişan oluyor.
    O halde Müslüman olarak 'ın kitabına sarılmalı, süfliyatın ve süfli insanların şerlerinden Cenab-ı 'a istiaze etmelidir, her şeyden önce -ü Teâla'dan korkmalı, dostlarının himayesine sığınarak ve onlara tevessül ederek, Hz. 'ın vikâyesine girmelidir.




  2. #2
    Aktif Üye Kasirga
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    3,694
    Rep Gücü
    16

    Ynt: sihir ve büyü hakkında...


    yazıda dikkatimi çeken şu oldu...büyünün günah olmasının hikmetlerinden biri de demek ki bu..."büyü ,insanın fikrini hedef alarak ahlaki yapıda tahribata sebep oluyor."ne kadar pis işler...
    Rabbim...büyücülerin ve büyülerin şerrinden muhafaza buyursun bizlere....
    emeğinize sağlık kardeşim...çok faydalı bir paylaşım olmuş..

  3. #3
    Aktif Üye Kasirga ihvan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    3,971
    Rep Gücü
    17

    Ynt: sihir ve büyü hakkında...

    emeğine sağlık....büyücülük yapanıda yaptıranıda.yaradana havele..bildiği gibi yapsın.

  4. #4
    Moderator Emektar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5,858
    Rep Gücü
    23

    Ynt: sihir ve büyü hakkında...

    RABBİM böylesi kötü fiilerden bizleri muhafaza buyursun..
    Ya Rabbi! Doğruyu doğru olarak bize göster ve ona uymak için kuvvet ve kudret ver.

  5. #5
    Aktif Üye Kasirga
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    4,792
    Rep Gücü
    20

    Ynt: sihir ve büyü hakkında...

    inşllh böyle kötü bir fiile maruz kalabilen insanlardan omayız umarım...konuyu gündeme çıkardıgınız için tşkkr ederim....okuyan gözler dert görmesin...

  6. #6
    Tarih öğrenmek farzdır... Kasirga Müderris - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    4,432
    Blog Entries
    3
    Rep Gücü
    26

    Ynt: sihir ve büyü hakkında...

    Alıntı hak yolcusu Nickli Üyeden Alıntı
    RABBİM böylesi kötü fiilerden bizleri muhafaza buyursun..

    İhmal ihanete eşittir...
    Tarih yazılırken okunmaz, yazıldıktan sonra okunur...

  7. #7
    Aktif Üye Kasirga
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    4,792
    Rep Gücü
    20

    Ynt: sihir ve büyü hakkında...

    okuyan gözlerinize saglık kardeşim.

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. BÜYÜ
    Konuyu Açan: uzyr, Forum: Genel Soru ve Cevaplar.
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 11-06-2010, 23:25
  2. MÜZİK mi Büyü mü?
    Konuyu Açan: ramazan_gurkan, Forum: Serbest Kürsü.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 22-02-2009, 14:07
  3. Buyu ve sihir uzerine...
    Konuyu Açan: HACI ALI, Forum: kıssadan hisse.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 05-04-2008, 12:53
  4. büyü dükkanı
    Konuyu Açan: deli_prof, Forum: Hikaye & Kıssalar..
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj : 22-03-2008, 23:24

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •