5 Yıldızlı HACC!

Haccın mal-mülk, sosyal sınıf, makam ve mevki gibi tüm farkları yok etmesi gerekiyor ancak Suudiler Haccı Kur'ani içerik ve Nebevi sünnetten soyutlanmış ve tamamen ticari bir girişime dönüştürdüler.

Haccın mükemmel bir tesviyeci olması gerekir. Dikişsiz iki kıyafet giyinerek, Hacılar arasındaki tüm bu makam-mevki, güç ve servet farkları izale edilir. Aslında İslam'daki her ibadet şekli bu tür ayrımları yok etmeyi amaçlıyor. Ancak, Harameynin mevcut işgalcileri -Suud Sarayı- bu ayrımları zorla tekrar uygulamaya çalışıyor. Haccı ifa edebileceklerin sayısına ciddi kısıtlamalar getirmelerinin yanı sıra, şimdi Mescid-i Haram'da genişletme çalışmaları bahanesiyle bu sayı daha da azaltıldı. Zengin ülkelerdeki Müslümanlar fakir bölgelerdeki Müslümanlara tercih ediliyor. Zenginler, sanki Hacc'da değil de, tatildelermişçesine, müsrif ziyafetlerle dolu olan beş yıldızlı otellerde barınıyor.

Hacc artık bir Beş-Yıldızlı tutkusu haline geldi. Bu Hacc satıcıları imkanların çığırtkanlığını yapıyor, şöyle ki; yüksek fiyatlar Haremin yanıbaşındaki oteller gibi daha iyi(?) imkanlar getiriyor. Hacılara Haremin yanına gitmelerine gerek bile kalmadığı söyleniyor! Ne de olsa Mescid-i Haram'daki sesler otelin içine veriliyor. Hacılar "otel odasının konforunda" namaz kılabilirler! Oluşturulan farkları hayal edebiliyorsunuz, değil mi? Eğer zenginseniz, tüm lükslere sahip olabilirsiniz; neden fakirlerle omuz-omuza gelesiniz ki?! Maalesef, bazı Müslümanların Haccın gerçek ruhunu önemsemeyişleri, materyalizmin cazibeleri ile kandırılıp kullanılmalarına yol açtı.

Hacc hem Ümmetin en büyük toplantısı, hem de Ümmetin her andaki bir tecelli ve yansımasıdır. Eğer, Ümmet bir buhran içerisindeyse -ki son asırlarda ümmetin birçok buhran içinde kıvranmadığı bir saniyenin varlığını bile düşünmek zordur- o zaman Hacc buhran dolu bir deneyim olacaktır. Ve kişi Hacc edereken başından sonuna kadar tarifsiz keşmekeşle karşılaşıyor dersek abartı olmaz. Bu, Arap Yarımadasının hizmet ve yönetimi hiç dert etmeyen mevcut işgalcileri olan Suudilerin dayanılmaz yetersizliği ve buyurganlığının doğrudan sonucudur. Suudi idareciler sadece tamahları ile hareket ediyorlar; dolayısıyla aşağılık(?) hacıları "Hacc paketleri" şeklinde yapabildikleri kadar soymak onlara doğru bir şey gibi geliyor. Açgözlü ortancalara, yani Suud klanının beleşçilerine ise, barınmadan ulaşıma kadar Haccın farklı yönlerini idare etme imtiyazı veriliyor. En iyi oteller Suudi soyluları(?)na aittir. Ki bunlar da, beyt'ül mal'den (ç)alınmış paralarla inşa edilmiştir; sözde alimler heyetinin bu hırsızlığa icaze fetvaları verme nezaketiyle tabi. Suud hordaları, Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) son istirahat meskeni olan Ravza-i Mutahhara'dan 1805 ve 1925 yıllarında olduğu gibi utanmadan altın ve mücevher çalabildilerse, bizim gibi sıradan Müslümanlardan çalmaktan neden çekinsinler ki?

Bu, Arap yarımadasındaki Suudi işgalinin getirdiği sorunların sadece bir boyutudur. Haccın Ümmetin yıllık bir toplantısı olma boyutuna gelince, Suudiler böyle bir şey olmasını engelliyorlar. Hacılar, ırklarına göre ayrılıp gruplaştırılıyor ve Ümmetin sorunları ile ilgili (özellikle uluslararası) hiç bir sohbete müsaade edilmiyor. Bunun yerine Suudi rejimi, satın aldığı ajanlarını kralı görebilecekleri bol savurgan bir ziyafete davet ediyor. Haccın ifasından ziyade bu onların en önemli hatırası oluyor!

İslam'ın en önemli şartlarından biri olan Haccın değiştirilip, manasından yoksun bırakıldığı diğer önemli husus ise usulüdür. Maalesef, Müslümanlar Haccın sadece ritüellerden ibaret olduğunu düşünmeye yönlendirilmiştir. Bu yanlış anlayış kasıtlı olarak Suudi alimler(?) birliğince sunulmakta ve maalesef her yerde Müslümanlarca kabul edilmektedir. Haccın Kur'anî temelini vurgulamak isteyen gerçek alimler ve sadık Müslümanlar ise "Haccı siyasileştirmek" ile suçlanıyor.

Haydi, Haccla ilgili sohbetlerde nadir olarak bahsedilen Kur'an-ı Mecid'deki ilahi kelamı hatırlatalım kendimize (ve Harameyn'i çalmış olan istibdad ehline) :

"Hacc-ı ekber (büyük Hacc) günü, Allah'tan ve Peygamberinden insanlara bir ilan ve ültimatomdur bu: Şüphe yok ki Allah ve Peygamberi, müşriklerden beridir..." (Tevbe Suresi, 3. Ayet)

Allah (subhanehu ve teâla) Müslümanlara müşrik güçlerden teberri edip uzaklaşmayı emrediyor, özellikle Hacc zamanı bu ültimatomu farz kılıyor, ancak Arap yarımadasını işgal eden Suudiler Hacc zamanı Müslümanların bu tür meseleleri gündeme getirmesine izin vermiyor. Hangi İslami mesnede dayanarak bu gayr-ı meşru idareciler ve sözde alimler heyeti bu kararları veriyor? Müslümanlar ibadetlerini Kur'an-ı Kerim'de belirtildiği ve Resul-i Ekrem'in (sallallahu aleyhi ve âlih) yaptığı şekilde mi yapmalı yoksa Suud sarayının aşağılayıcı politikasına mı uymalı?

(Sonuç olarak) Mekke ve Medine Suudilerin kontrolü altında olduğu sürece İslam dünyası zillete düçar olacaktır. Harameynin özgürleştirilmesi küresel İslami Hareketin en temel önceliği olmalıdır.

Zafer Bangaş, Uluslararası Hilal Dergisi

İslami Link.com için İngilizceden çeviren; Mehmet Hüdayar.